“Suriye’de iç savaşın ortaya çıkmasında Türkiye birinci derecede rol oynadı”

İsrail’in son günlerde hiçbir insanî kuralı tanımadan Filistin’i vurması ortada. Tablo vahim. Bu vahamete karşı Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini rafa kaldırmaması, bunun için somut bir tavır takınmaması yadırgandı ve eleştirildi. Türkiye’nin bu ilişkilerini devam ettirmesindeki politik gerekçeler neler? 

Ben her devlet kendi milli çıkarını gözetir önermesini İslâmî bulmuyorum. Çünkü bizim millî çıkarımız Suriye’nin millî çıkarıyla çatışır ve o zaman Suriye’ye haksızlık yapabiliriz. Nitekim Suriye’de iç savaşın ortaya çıkmasında Türkiye birinci derecede rol oynadı. Neden? Çünkü Esed rejimini devirirse Suriye üzerinde Ortadoğu’da bir hâkimiyet elde edecekti. Plan buydu. Türkiye kendi millî çıkarını koruyayım derken Suriye’yi ateşin içine attı. Halbuki biz Müslümanların çıkarını düşünmek zorundayız. Ama başka din mensuplarına da haksızlık yapmadan, onlara zulmetmeden bunu yapmalıyız. Filistinli bir Müslümanın çıkarı bizim de çıkarımızdır. Şimdi Türkiye ve İsrail ilişkilerine gelecek olursak bir kere Türkiye İsrail’e karşı tavır alamaz. Türkiye’nin İsrail politikası son on üç senede şöyle şekillenmiştir: Gazze için ağla, İsrail’le iş tut. Bu “Hüseyin için ağla, Yezit ile iş birliği yap” politikası. Bu çok yanlış. 

Bir kere gerçekçi olmak lâzım. Birincisi Türkiye bir NATO ülkesi. Avrupa Birliği üyelik sürecini takip ediyor ve ABD ile de müttefik. Bu üç sebepten dolayı İsrail’e karşı açıktan tavır alamaz. Ancak söylem üzerinde tavır alabilir. Fakat suyun altında ilişkiler gayet iyi gidiyor. Türkiye İsrail ilişkilerinin en iyi olduğu dönem bu on üç yıllık dönemi kapsıyor. Türk-İsrail ticaret ilişkileri en üst seviyede artarak devam ediyor, askeri ilişkiler devam ediyor, uçaklarımızın bakımını İsrail yapıyor, Kürt petrolünü ya Bakü Ceyhan ve yahut da Kürdistan Ceyhan üzerinden getiriyoruz İsrail’e satıyoruz. İsrail o petrolü kullanıyor ve başka üçüncü bir ülkeye satıyor. İsrail jetleri Türkiye’den giden petrolü kullanıyor. İsrail’in güvenliğini korumak amacıyla Malatya Kürecik’te bir radar sistemi kuruldu. Şu anda Gazze’den Filistin’e bir roket atıldığında bu roketin atıldığını Malatya’daki radar tespit ediyor ve anında İsrail’e bildiriliyor. Şimdi dikkat ederseniz İsrail’e olan ilişkilerimiz tıkırında işliyor. Her türlü ilişkimiz yolunda, ama diplomasi alanında kavgalı görünüyoruz. Bu yanlış bir politika. Bu şekilde İsrail’e karşı çıkılmaz. İsrail’e en büyük yardımı Türkiye yaptı. Nasıl yaptı? Türkiye, Suriye’de iç savaşı çıkarmak suretiyle. Çünkü Hizbullah ve Suriye Hamas’a yardım ediyorlardı. Hamas en büyük askerî gücünü Hizbullah ve Suriye’den alıyordu. Suriye iç savaşa girip eli kolu kırılınca Hamas’ın da kolu kanadı kırıldı.



Aslında Filistin meselesi beş noktada toplanıyor. Bunlar;

1- İsrail’in 1967 öncesi topraklarına dönmesi.
2- Filistinli mültecilerin kendi topraklarına dönmesi.
3- Yerleşimcilerin İsrail’e gelmesine son verilmesi. Dünyanın her tarafındaki Yahudilerin İsrail’e gelişlerinin durdurulması.

4- Kudüs’ün statüsü.

5- Mescid-i Aksanın korunması.


Bu beş sorun çözülmeden Filistin problemi çözülemez. Filistin meselesi sorunun anasıdır. Aslında bütün orta doğudaki sorunların temelinde Filistin var. Mevcut halde Türkiye tek başına Filistin’e yardım edemez. İsrail’e de hiçbir müeyyide uygulayamaz. Filistin meselesinin çözümü için İslâm Birliğinin kurulması lâzım. Öncelikle Türkiye, İran ve Mısır’ın işbirliği yapması lâzım. Eğer bu üç büyük devlet iş birliği yaparsa, birbirlerine karşı liderlik iddialarından vazgeçerlerse Allah’ın izniyle Filistin sorunu çözülür.

Bahsini ettiğiniz işbirliği için Türkiye ve İran’ın mezhep ve stratejik planları bir engel teşkil etmez mi? Sünnî Türkiye ile Şiî İran’ın bir uzlaşmaya varmaları nasıl mümkün? Sonuçta geçmişte olan şeyler ortada.

Tarih kader değildir. Eğer tarih belirleyici olsaydı hiçbir müşrik Müslüman olmazdı. Hatta müşrikler Peygamber Efendimize (asm) ‘‘Biz atalarımızdan böyle gördük’’ derlerdi. Yani tarihi refere ediyorlardı. Fakat ya sizin atalarınız akıl erdiremeyen kimseler idiyse diyor Kur’ân. Bence birbiriyle savaşan İran ve Osmanlılar akılsız kimselerdi. Büyük günaha girmişlerdi. Yavuz da günahkârdı, Şah İsmail de. Onların kavgası bir din kavgası değil, iktidar kavgasıydı. Yavuz diyor ki ‘‘Dünya iki padişaha dar gelir. Ya ben ya sen.” Neden? Allah’ın arzı geniş neyi paylaşmıyorsunuz? Burada Şah İsmail Şiîliği manipüle ediyor, Yavuz Sultan Selim de Sünniliği manipüle ediyor. Hâlbuki Sünnîlik ve Şiîlik İslâm’ın mezhepleridir. Şiîler ve Sünnîler kardeş ve kardeşçe yaşamak zorundalar. İki yüz elli milyon Şiî var İslâm âleminde, biz bunları imha edemeyiz. Onlarla bir arada ve kardeşçe yaşamak zorundayız. Eğer biz devlet rekabeti açısından olaylara bakarsak kıyamete kadar Sünnîlerle Şiîler birbiriyle çatışacak ve kıyamete bu günah yüküyle gideceğiz. Türkiye ve İran’daki mezhepçilerin dışına çıkıp ümmetin birliğini korumak zorundayız. Şunun farkına varmamız gerekir ki hiçbir devlet tek başına bu bölgeye hâkim olamaz. Ne Türkiye ne İran ne de Suudi Arabistan. Hiçbir mezhep tek başına var olamaz ve diğer mezhepleri yok edemez. Tek başına bir etnik grup var olamaz. Bütün bunların İslâm dairesi içinde tekrar bir araya gelmesi gerekli. O zaman biz İran da Fars milliyetçileri ile değil, ümmetçileri ile bir araya gelip bu birliği kurmamız gerek. Ben şuna inanıyorum ki Türkiye, İran ve Mısır bir araya gelmeden İslâm birliği kurulamayacak. Nasıl Avrupa birliğinin çekirdek üç ülkesi Almanya, Fransa ve İngiltere ise ve diğer bütün devletler bu üçünün bir araya gelmesinden sonra birliği kurdularsa, İslâm birliği de bu üç ülke tarafından kurulacaktır. Kaldı ki biz İran’la Kasr-ı Şirin’den beridir savaşmıyoruz. Sürekli bir sanal savaş var. 1639’dan beri biz İran’la düzgün sınırlar içinde yaşıyoruz. Diyorlar ki İran sürekli Müslümanlarla savaştı. İyi de Osmanlılar da savaştı? 

ALİ BULAÇ

Tamamı için buradan

Din Sosyolojisi - Prof. Dr. Ünver Günay


Sosyoloji, toplumsal düzeni yalnızca olduğu gibi tasvir, yapısını tahlil ve neden bu yapıda olduğunu tespitle mükelleftir. Din sosyolojisi ise, toplumun ortaklaşa dini hayatının, din ve toplum münasebetleri ve bu münasebetlerden doğan etki ve tepkilerin ve dini grupların incelenmesidir. Din sosyolojisi, ictimâî olaylar olarak din olaylarını inceleme konusu yaparken, konuya kendine has açıdan bakmakta ve öteki toplumsal faktörlerle münasebet ve etkileşimini ele almaktadır. Din sosyolojisi adından da anlaşılacağı üzere iki temel mesnede dayanır: Sosyoloji ve Din. Yani, toplumun ve dinin incelenmesidir.

Din Sosyolojisinin cevap aradığı sorular

* Dinin toplum hayatındaki rolü ve fonksiyonları nelerdir?
* Herhangi bir din veya din grubunun ortaya çıktığı toplumsal şartlar nelerdir?
* Dini hayat ve grupların türlü şekillere bürünmelerinde ictimâî güçler ne gibi roller oynamaktadırlar?
* Toplumun tabakalaşması, hareketliliği ve farklılaşmasının din üzerindeki etkileri nelerdir?
* Çeşitli toplumlarda din hangi formlar altında görünmektedir?
* Sosyal grupların birleşip bütünleşmesi ya da parçalanıp bölünmesi ve dağılmasında dinin rolü var mıdır?
* Sosyal olayların maddi dayanaklarının dini hayat, inançlar, düşünceler, davranışlar, gruplar ve cemaatler üzerindeki etkileri nelerdir?

Din Sosyolojisi, dini inançlar, düşünceler, kavramlar, güçler ve şahsiyetlerin içinde doğdukları sosyal ve kültürel şartları ve bunların sebep oldukları değişmeleri araştırır. Psikolojinin yardımı ile dini liderler ve grupların manaları, nüfuzları ve özellikle dini grupların doğma, yükselme, gelişme, yapı ve değişmelerini inceler. Onları tespit eder, aralarında karşılaştırmalar yaparak benzer ve ayrı taraflarını ortaya koyar. Böylece onların ve yapı ve kuruluşlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. 

Din Sosyoloğu, toplumun din üzerindeki etkileri ile dinin sosyal görevi, fonksiyonları ve sosyo- kültürel hayat üzerindeki etkilerini araştırır. Sosyal ve kültürel şartların dini gruplar, liderler ve kurumlar üzerindeki etkilerini araştırma işi, dinin bir sosyal grubun birleşip kaynaşması ve tarihi gelişiminde ne gibi rolünün bulunduğunu ortaya koymak din sosyoloğunun en başta gelen görevidir. 

İlk sistematik Din Sosyolojisi kitabı, Hilmi Ziya Ülken'in "Dini Sosyoloji" adlı eseridir.

Mehmet  Taplamacıoğlu' na ait "Din Sosyolojisine Giriş" bu alandaki önemli eserler arasındadır.

İslam dünyasında, din sosyolojisinin öncülleri arasında, Farabi, İbn Miskeveyh, Ebu Hayyan, İbn Sina, Gazali, İbn Haldun, Şehristani, İbn Bâcce ve Tufeyl yer alır.

Yazar, kitabı üç bölümde incelemektedir. Giriş kısmında, sosyolojinin konusu ve metodu hakkında genel bilgiler vererek bazı sosyolojik kavramların üzerinde durur. Birinci bölümde, Din Sosyolojisinin konusu, metodu, tarihçesini, günümüzde din sosyolojisi ve bu alanda ortaya çıkan başlıca eğilimleri incelemiştir. İkinci bölümde, din sosyolojisinin konu ve problemlerini sistematik din sosyolojisi arayışı içinde değerlendirir. Dinin, diğer sosyal kurumlarla ilişkilerini, dini grup ve cemaatlerin birbirleriyle olan ilişkilerini ele alır. Üçüncü bölümde uygulamalı özel din sosyolojileri çerçevesinde, Türk toplumunun dini yaşayışı üzerine incelemelerde bulunmuştur.

Din Sosyolojisi- Ünver Günay- İnsan Yayınları- 677 sayfa.

Ortadoğu'nun çoklu kimliği

Sıradaki kitabım Amerikalı tarihçi Bernard Lewis tarafından kaleme alınmış, Ortadoğu'nun çoklu kimliği. Yazara göre Ortadoğu eski uygarlıkların yuvasıdır fakat bu bölgedeki devletlerin çoğu çok yakın kökenlidir. Modern zamanlarda kimlik, sadakat ve meşruluğun mahiyeti anlamında çok önemli değişiklikler geçirmiş bu eski ve köklü kimliklerin bölgesi, söz konusu çerçevede değişimini hâlâ sürdürmektedir. Ortadoğu, batılı bir terim olup bu yüzyılın başında ortaya çıkmıştır. Sadece batılı perspektifinden anlamlı olan bu terim batıdaki eski gücü ve devam eden etkisi artık bütün dünyada kullanılmasıyla da kendini göstermektedir. Hatta kendi vatanlarını tanımlamak için bölge halkları tarafından bile aynı terim kullanılmaktadır.

Ortadoğu' da kullanılan terimler bazı gariplikler içermektedir. Ortadoğu' da müslümanlar Yunanlılara "Rum" derler. Ancak Rum, Yunanlı demek değildir. Rum, Romalı demektir ve bu adın önce Yunanlıların kendileri, daha sonra yeni müslüman efendileri tarafından kullanılması  onların en son politik hükümdarlık ve büyüklük anıları olan Bizans İmparatorluğunu çağrıştırır.

Ortadoğu'nun üç büyük tek tanrıcı dini, tarihi sırasıyla, Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyettir.

İslami kimlik monolitik değildir. Mısır' da ve genel olarak müslüman kuzey Afrika' sında İslamiyet büyük ölçüde sünni'dir. Şiilik hemen hemen bilinmediği için aralarındaki fark önemli görülmez. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın müslüman ülkeleri içinde sadece İran' da şiilik hakim ve resmi inançtır. İran' da da özellikle doğu eyaletlerinde Türkçe ve Beluci dili konuşanlar arasında olmak üzre önemli sünni azınlıklar vardır. 

Kimliğin birinci, asal ve silinmez işareti ırktır. Ancak Ortadoğu' da genellikle fazla önemi yoktur. Bölgenin büyük bir bölümünde dil, din, kültür, milliyet ve ülke farklılıkları arasında ırk karışıklığı sadece çok küçük değişiklikler gösterir. Ortadoğu kimliği çok uzun bir süredir aşırı derecede erkektir. Rütbe, statü, akrabalık, etnik ve hatta din kimlik erkek soyu tarafından belirlenir. 

Ortadoğu eski uygarlıkların bulunduğu yerdir. Ancak bu eski uygarlıklar ölmüştür ve çok yakın zamana kadar unutulmuş ve gerçekten toprağa gömülmüştür. İslamiyetin gelişi, Arap dilinin benimsenmesi yeni bir kimlik ve beraberinde yeni bir geçmiş, yeni bir anılar dizisi getirmiştir.

Çağdaş dünya hem görsel, hem işitsel kimlik sembolleriyle doludur. Milletlerin bayrakları ve marşları vardır. Günümüzde Ortadoğu'nun bütün devletlerinin, hatta patriarkal şeyhliklerinin bile milli bir bayrağı vardır. Bunlardan çoğu, batı milletlerinin bayrakları gibi seçilen renklerin üçgen veya dikdörtgen biçiminde düzenlenmesinden oluşur.

Ortadoğu' da kollektif bir kimlik yoktur. En eski çağlardan günümüze kadar dinde, dilde, kültürde ve her şeyden çok da kendini idrakte bir çeşitlilik örneği devam edegelmiştir. Ardarda gelen Helenleştirme, Romalılaştırma, Hıristiyanlaştırma ve İslamlaştırma süreçleri bölgenin en azından bir bölümüne bir derece birlik ve bazı toplumsal unsurlar getirmiştir. Tüm bölgeyi ilk kucaklayan ve yaratıcılık ve hakimiyetinin başlıca merkezlerini Ortadoğu' da ilk kuran İslam, bölgeye tek ortak kimliğini vermiştir. 

Okumaca, öğrenmece!

Ortadoğu Araştırmaları yüksek başvurusu mülakat sınavında çuvallamış olmamdan mütevellit, an itibariyle kendimi Ortadoğu eserlerinin dünyasına bırakıyorum. Çocukluğumda kaldığını sandığım kütüphane kültürünün, hâlâ devam ettiğinden haberdar olarak bir solukta Prof. Dr. Süheyl Ünver halk kütüphanesine üye oldum. Aldığım iki kitaptan ilki, İngiltere'nin Ortadoğu uzmanlarından Fred Halliday' in " Ortadoğu Hakkında 100 Mit" adlı eseri. 2008 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınlarından çıkmış ve Can Cemgil tarafından çevirilmiş. Kitabın adından da anlaşılacağı üzre, Ortadoğu' ya ait 100 mitos, yazar tarafından belirlenmiş ve açıklama yoluna gidilmiş. Arap- İsrail çatışması, İran- Irak ilişkileri, Arap milliyetçiliği, petrol ve su savaşları, medeniyetler çatışması gibi popüler analizlere yer verilmiş. Kitapta keyifle okuduğum bölümlerden biri, 11 Eylül 2001 ve dilsel uzantıları başlığı altında hazırlanan kriz sözlükçesi. Bu sözlükçeden ilgimi çeken terimlerin açıklamalarını paylaşıyorum.

Benim Evcil Keçim: George W. Bush' un 11 Eylül 2001' de Dünya Ticaret Merkezi kulelerinde meydana gelen iki patlamadan haberdar edildikten sonra Sarasota' da bir okulda dokuz dakika boyunca okumaya devam ettiği bir okul kitabındaki çocuk hikayesi.

Baasçılık: Faşist savaş, liderlik ve kan fikirleriyle, ırksal üstünlük fikrinden, fakat aynı zamanda komünist devlet ve parti örgütlenme biçimlerinden esinlenen militan bir milliyetçilik.

Holokost: Yunancada tamamen yakma. Aslında antik İsrail' de olduğu gibi hayvanların yakıldığı bir kurban. 1960' lardan bu yana modern kullanımda bu terim genellikle altı milyon yahudinin Nazi Almanyası tarafından soykırıma uğratılması için kullanılmaktadır.

Kitle İmha Silahları: (KİS) Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahları kapsayan silah kategorisi. KİS kısaltmasının yaygınlıkla kullanılmasına rağmen, bu ifade aslında iddia edildiğinden çok daha az isabetlidir. Pek çok biyolojik ve kimyasal silah, hedeflerinde her zaman korkunç zararlara yol açma kapasitesine sahip olsa da, kitle imha kapasitesine sahip değildir.

Ortadoğu: İlk kez Amerikalı Amiral Alfred Thayer Mahan tarafından 1902 yılında yazılan bir makalede kullanılan terim. Akdeniz ve Hindistan arasındaki bölgenin sınırlarını belirleme ve bu bölgeyi Uzakdoğu' dan ayırma girişimi. Genellikle doğu Arap dünyasının Arap ülkelerini, Türkiye' yi, İran'ı ve İsrail'i kapsar. Afganistan ve Pakistan'ı dışarıda bırakır.

Siyonizm: Yahudi milliyetçiliğinin bir türü. Filistin' de bir yahudi devleti kurma gayesindeki hareket. Terim birbirinden ayrı tutulması gereken çok sayıda anlam kazanmıştır:

1) 1897- 1948 yılları arasında Filistin' de bir yahudi devleti kurmayı amaçlayan tarihsel ideoloji ve hareketin kendisi.

2) 1948' den bu yana hem İsrail' de hem de yahudi olmayan dünyada bu devlete ve bekasına yönelik genel bir destek ve sempati.

3) Kötüleyici bir anlamda hem Avrupalı ve Kuzey Amerikalı faşistler ve antisemitistler ( yahudi karşıtları) tarafından hem de Ortadoğu' da yaygın olan retorikte küresel, gizli ve komplocu bir güç anlamında kullanılmaktadır.

Vahhabilik: Suudi devletinin 1902' deki oluşumundan bu yana resmi ideolojisini ifade etmek için Batılıların kullandığı terim. Daha geniş anlamıyla Suudi Arabistan tarafından desteklenen ya da desteklendiği öne sürülen hareketler. Muhammed bin Abdülvahab tarafından kurulmuştur. Abdülvahab diğer müslümanlar ve özellikle şiiler de dahil olmak üzere kendisiyle aynı fikirde olmayanları kafir olarak yaftalamış, bunlara karşı cihad ilan etmiştir. 1802' deki Irak işgallerinde ve yirminci yüzyılın ilk yarısındaki yeniden canlanışları sırasında şiilere ait mezar ve türbeleri yıkmışlardır. 

kürkçü dükkanı

Genel seçim havasında geçen bir yerel seçim de nihayet son buldu. Etkileri hâlâ devam ediyor. Sade bir vatandaş olarak, çarşıda, pazarda elimize tutuşturulan tanıtım broşürlerinden, davullu zurnalı parti şarkılarından, başkan adaylarının, burun kılı detaylı, porselen diş harikalı, çarşaf boyutunda fotolarından ziyadesiyle tiksinti gelmişti. Güvensizlik, her alanda olduğu gibi, seçimlere de sirayet etti. Bir taraftan mazbatasını alan -görünürde- başkan , diğer yanda ysk' ya itiraz eden, seçimin tekrarlanmasını isteyen alternatif başkan.

İktidar denilen makam, artık nasıl bir ballı makamsa, bunun halka hizmet anlayışından uzakta oluşu ayan beyan ortada. Ülkede etnik kökenimiz sanki yeterince az mış gibi, bir de üzerine paralel ayrılıklar  baş gösterdi. Siyasi mecra, teknik olarak hiç anlamadığım bir mecra olmakla beraber, bir kısım görsel medyanın tarafsızlıktan uzak yanlı, iktidarı destekleyen yayın bombardımanı, diğerinin yüz seksen derece çarkıyla, muhalif haberlerle kaynaması, sosyal medyadaki tapeler, capsler, paylaşılmaya doyulamayanlar, devreleri  zaten yanık olan frog'e kısa devre etkisi yaptırdı. 

Genel seçim havasında son bulan - meydanda başbakana ait şarkılar çalınıyordu, adayların çoğunu tanımıyoduk bile- 2014 seçimlerinden çıkan frog sonuçları:

*Her iki kişiden biri oyunu yine iktidar partisine vermiştir.
*İktidar partisinden kurtulmak istediğini söyleyen iki kişiden biri yalan söyleyerek, tükürdüğünü yalamıştır.
*Sosyal medyanın gücü, cürmü kadar olmakla beraber gerçek hayata çok etki katamamıştır.
*Mağdur olma, haksızlığa uğrama felsefesi yine işe yaramış, iktidar partisine yağ üzeri bal olmuştur.
*Ülkedeki muhalefetin tek derdinin muhalefet olduğu, seçim öncesi fırsatları lehine çevirememesinden fazlasıyla anlaşılmıştır. ( Hâlâ çıkıp oy oranımızı vayy efendim bu kadar arttırdık diye açıklama yapıyonuz, pess!)
*Güvensizlik, şaibe bu seçimleri de gölgede bırakmıştır.
*Kedilerin mutlak gücü anlaşılmış, kedi lobisi ülkeyi gizli devlet statüsünde yönetmeye başlamıştır.
....

Sokakta, en işlek caddelerde, eli yüzü karışmış, üstü başı perişan halde Suriyeli çocuklar, anneleri ve babaları...
Kendi eliyle savaşa destek veren bu ülke, sığınmacı olarak ülkesine kabul ettiği bu insanlara bir kapı aralasın.
Sokaklarda yaşanılan bu hayatın, toplum güvensizliğini, gasbı, fuhuşu öngörmemesi kaçınılmaz.

....

ara ki bulasın!

Yükleniyor...
 

Tüm Hakları saklıdır. frog frog © 2009